Âşık Remzâni

 

 

 

Deyişlerin Dili 17  Güzide Ana

 

Dertli  DİVANİ

 

 

MERHABA dostlar, dergimizin bu sayısında kadın ozanlarımızdan Hünkâr Hacı Bektaş Veli evlatlarından Güzide Ana’ya ait bir deyişi karınca kararınca yorumlamaya çalışacağım.

 

Bazı deyişlerinde Kâtibi mahlasını da kullanan Güzide Ana, fakirane giyinişi, tüm maddi varlığını yoksullara dağıtışı, haksızlığa tahammül etmeyişi ile ünlüdür.

 

Gördüğü kusuru kim olursa olsun açık bi-çimde ayıpladığı için “Deli Güzide Ana” olarak da gönüllerde yer edinmiştir. Hatıraları Anadolu’da birçok bölgelerde özdeyiş biçiminde söylenmektedir.

 

Deyişleri çok yaygın olmakla beraber haya-tı hakkında ağızdan ağıza nakledilen söylenti-lerin dışında bir bilgi yoktur. Şehit Feyzullah Çelebi’nin kızı, Hamdullah Çelebi’nin de kardeşi olduğu bilinmektedir.

 

18. yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı kesin olmakla beraber doğum ve Hakk’a yürüme tarihine dair bir kayda rastlanmamıştır. Mezarı Hacı Bektaş Veli Dergâhında “Hazret” avlusunun girişinde sol taraftaki terasta bulunmaktadır.

 

Gaziler cihanın müddeti doldu

Dünya bir acayip zamana kaldı

İnsanda itimat itikat n’oldu

Hemen bir zan ile gümana kaldı

 

Gaziler (Yola ikrarlı, hizmet eden canlar) dünyanın, insanlığın sonu geldi. İnsanlar, dünya hoş olmayan bir zamana kaldı. İnsanların birbirine karşı duyması gereken itimat, güven ile yola olan inanç ve itikata ne oldu? Hemen bunların yerini zan, güman/şüphe aldı.

 

Tat kalmadı sirke oldu şıralar

Ben tabibim diye yüzün karalar

Yanlış merhem ile azdı yaralar

Bir hazık Hekim-i Lokmana kaldı

 

Tatlı, verimli muhabbetlerin yerini acı ve boş sözler aldı. Derde deva olmaya, müşkül çözmeye, hizmet etmeye çabalar gibi görünenler yanlış kararlarla çözümü zor sorunlar yaratırlar. Bu sorunları çözmek ise her derdin devası ve işinin ehli olan lokman hekim gibi hal ehli olanlara kaldı.

 

Düşerler ardına kîyl ile kâl’in

Varmazlar yanına Ehl-i Kâmil’in

Mahlûkun ettiği ceng-ü cidalin

Cümlesi bir Ulu Divana kaldı

 

Dedikoduların peşine takılıp gidiliyor, kâmil insanlara varıp onlara kulak verilmiyor. Yaratık/ iradesiz zavallı insanlar dilde mücadele edip gö-nül yıkarak, kırıp dökerek kendi bildiğini okuyor. Artık bunların cümlesi aklıselim insanların vicdanına/Hakk’ın divanına kaldı.

 

Gerçek Erenlerin emsali yoktur

Bilirim Dört Kapı Kırk Makam haktır

Ehl-i Hak olana hiç hürmet yoktur

Rağbet yalan ile şeytana kaldı

 

Gerçeklerin eşi benzeri yoktur. Gerçek olabilmek için de dört kapı kırk makamı hak bilip, aşmak şarttır. Hakikat ehli ve gerçekçi olana saygı kalmadı.

 

Şimdi rağbet, işi gücü yalan dolan olan, ismi var olup da cismi olmayan; kin kibir, haset, buğz/adavet, tamah, öfke, kahkaha/maska-ra tabiatlı olan kişilere/şeytana kaldı.

 

Der Güzide güçtür nefsin öldürmek

Erlik midir koymadığın kaldırmak

Zamane halkına Hakk’ı bildirmek

Mehdi gibi sahip zamana kaldı

 

Güzide der, ölmeden önce ölmek, nefsine hâkim olmak, nefsin arzularına yenik düşmemek zordur. Gözüyle görmediğini söylemek, eliyle koymadığını kaldırmak erlik midir? Yozlaşan, yoldan uzaklaşan bu zamanın insanlarına gerçeği bildirmek, ancak Mehdi gibi zamanın sahibine, kutbuna, Mürşid-i Kâmil’ine kaldı.

 

 

Sözlük:

 

Hazık: Işinin ehli, usta, eli uz.

Kıyl­ü kâl: Dedikodu.

Mahlûk: Yaratık.

Ceng/cenk: Savaş.

Cidal: Sözle mücadele, ateşli konuşma.

Ceng­ü cidal: Karşılıklı olarak sözle savaşmak, ikna için mücadele etmek.

Ehl­i Hak: Hakikat ehli, gerçekçi.

Hürmet: Saygı.

Rağbet: Istek, arzu, ilgi, beğenme, itibar.

 

Kaynak:

Pir Dergâhından Nefesler, Ali Celalettin Ulusoy.

 

 

                                                            - Makaleler -